Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kitaplarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2008 Cumartesi

THE SECRET

TÜM DÜNYADA SATIŞ REKORLARI KIRAN "THE SECRET" 3 NİSAN İTİBARİYLE TÜRKİYE'DE SATIŞA SUNULDU

the Secret
Rhonda Byrne
Çeviri: Can Üstünuçar
MİA Yayınları
Kitabın Alındığı Fiyat: Oğlumun Anneler Günü Hediyesi
Okuduğum Tarih: 11 Mayıs 2008
Sayfa Sayısı: 198





Şu an elinizde tuttuğunuz şey
Büyük Bir Sır...

"Bu sırrın ne olduğunu söyleyemem.Tek söyleyebildiğim varolduğu."

(Alexander Graham Bell-Telefonun Mucidi)

Çağlar boyu nesilden nesile geçerken, bir çok insan ona göz dikti, onu gizledi, kaybetti, çaldı, büyük paralar karşılığı satın alanlar oldu. Tarihteki en önemli insanların bazıları yüzyıllar kadar eski olan "Sır"ra vakıf olmuşlardı. Eflatun, Galileo, Beethoven, Edison, Carnegie, Einstein ve diğer mucitler, bilim adamları ile büyük düşünürler "Sır"rı biliyorlardı; ve şimdi "Sır" dünyaya açıklanıyor.

"Sır"rı öğrendiğinizde, istediğiniz her şeyi elde etmeyi, yapmayı, ya da istediğiniz her şey olmayı da öğrenmiş olacak; asıl kimliğinizi bulacak ve hayatta sizi bekleyen gerçek ihtişamın ne olduğunu göreceksiniz.

Sizce dünya nüfusunun sadece %1'lik bir kısmını oluşturan bir kesimin tüm maddi gelirin %96'sına sahip olması bir tesadüf mü?

Olağanüstü bir servete sahip olmak ister misiniz?

Muhteşem bir malikanede yaşamak ister misiniz?

Ömrünüz boyunca hiç sıkıntıya düşmeden bolluk,

Bereket içinde yaşamak ister misiniz?

Ruh eşinizi bulmak ya da huzurlu, mutlu bir evlilik yaşamak ister misiniz?

Peki kendinize sorun. Gerçekten ne, ama ne istersiniz?

Amaçlarınıza ulaşmak için bu kitabı kullanmaya başlayabilirsiniz. Yaşamınızdaki herhangi bir şey için bir cevap, bir rehber arıyorsanız, sorunuzu sorun, cevap alacağınıza inanın ve bu kitabı rastgele açın. Açılan sayfada aradığınız cevabı ve tavsiyeyi bulacaksınız.

"Sır tüm olmuşların, olanların ve olacakların cevabıdır."

(Ralph Waldo Emerson-Filozof)



Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:

Hayatınıza giren her şeyi, kendinize çeken siz kendinizsiniz. Bunu zihninizde tuttuğunuz imgelerin erdemiyle, düşüncelerinizle yapıyor; zihninizden geçirdiklerinizi kendinize çekiyorsunuz.

Aslında tüm dinler ve medeniyetler bu "SIR" ın bilgisini bize verdiler. Kitabı bir solukta okuyacak, yaşamış olduğunuz bir çok tecrübeyi okudukca hatırlayacak, şaşkına döneceksiniz. Bu kitapta herkes kendinden birşeyler bulacak..

Benzer Benzeri Çeker

Dileğinizi kafanızın içinde şekillendirip, baskın düşünceniz haline getirdiğiniz takdirde onu mutlaka hayata geçirirsiniz.

-------------------------

Kötüyü Değil İyiyi Çekmek

Çekim yasası "hayır" ları, "değil" leri, "olmaz" ları yada diğer olumsuzluk belirten sözcükleri hesaba katmaz. Siz olumsuz cümleler kurduğunuzda çekim yasası bunları şöyle kaydeder:

"Saçımın kötü kesilmesini istemiyorum".

"Saçımın kötü kesilmesini istiyorum".

"Tartışmak istemiyorum".

"Daha çok tartışmak istiyorum".

"Benimle böyle konuşma".

"Senin ve başkalarının benimle böyle konuşmasını istiyorum".

Yaşadıklarınızdan şikayet ediyorsanız, çekim yasası size şikayet edeceğiniz daha fazla şey getirecektir.

------------------------------

Kendinizi moralsiz hissettiğinizde, bunu çabucak değiştirebileceğinizi biliyor musunuz? Güzel bir müzik çalarak yada şarkı söyleyerek ruh halinizi değiştirebilirsiniz. Güzel şeyler düşünmek de işe yarar. Bir bebeği ya da çok sevdiğiniz birini düşünün ve bu düşüncede kalın.

------------------------------

Sır Nasıl Kullanılır?

"Sır" da kullanılan Yaratım Süreci, isteklerinizi üç adımda gerçekleştirmenize yarayacak basit bir klavuzdur:

1.Adım İstemek

Gerçekten istediğiniz şey nedir? Oturup düşünün ve bunu bir kağıda yazın. Yazarken şimdiki zaman kipi kullanın.

2.Adım İnanmak

....Mutlak inanç, görünmeyene inanmaktır. Dileğinizi elde ettiğinize inanmalısınız.

....İnancınız tam ve eksiksiz olmalı.

3.Adım Almak

....Dileğiniz size ulaştığında kendinizi nasıl hissedecekseniz şimdi de öyle hissedin. Bunu şimdiden yapın.

-------------------------

"İnanarak, yakararak istediğin ne varsa, hepsini alacaksın."

--------------------------

Bedeniniz ve "Sır"

.... kilo vermek isteyen insanlar için

...."kilo verme konusunu" kafanızdan uzaklaştırın.

....şişmanlığı "şişmanlığa dair" çok fazla düşünmesinden ileri gelmektedir. "Formda olmayı" düşünen biri, şişman olamaz.

--------------------------

Minnettarlığın Güçlü Etkisi

Şükretmek, yaşamınıza daha çok şey katmanın mutlak yollarından biridir.
....Sahip olduklarııza karşı, nankörlük ederseniz, daha fazlasını yaşamınıza getirmeniz imkansızlaşır.

....Çünkü, nankörlük

....olumsuzdur. Kıskançlık, alınganlık, doyumsuzluk, "açgözlülük" de, size istediğinizi getiremeyecek duygulardandır.

------------------------

Çekim yasası, benzer benzeri çeker der. Hepimiz birer mıknatısız ve elektrik yükleyerek oluşturduğumuz mıknatıs etkisiyle, istediğimiz her şeyi kendimize çeker, kendimizi onlara doğru çekeriz.

------------------------

Bir şeyi isteyip, hissedip inanırsanız, onu elde edersiniz.

--------------------------

.... "BEN...İM" sözlerini kendi yararınıza kullanmaya başlamanız iyi olmaz mı? "Bütün iyi şeyler benim olur" cümlesine ne dersiniz? "BEN mutluYUM, BEN bereketliYİM, BEN sağlıklıYIM, BEN sevgiYİM, BEN dakikiM, BEN ebedi gençlikİM, BEN hergün enerji doluYUM."

-------------------------

Bizler sınırsız yaratıklarız. Bir üst sınırımız yok. Beceriler, yetenekelr, Tanrı vergisi özellikler ve güç bu gezegendeki herkesin içinde var, ve bunların sınırı yok.

...

Bütün gücünüz, o gücün farkında olmaktan ve bu bilinci kaybetmemekten geliyor.

Onu başıboş bırakırsanız, beyniniz raydan çıkmış bir buharlı trene benzeyebilir. Geçmişte yaşadığınız kötü olayları alıp, geleceğimize yansıtarak sizi geçmişinizden de, geleceğinizden de koparabilir. Şimdiki zamanda yaşadığınızın farkına vardığınız takdirde, ne düşündüğünüzü bilirsiniz. Böylece, düşünceleriniz üzerinde kontrol kazanmış olursunuz. Gücünüzün kaynağı da buradadır.

Peki daha çok farkındalığı nasıl kazanacaksınız?

.... durup kendinize; "Şu an ne düşünüyorum? Şu an ne hissediyorum?" diye sormaktır. Bunu kendinize sorduğunuz an, duygu ve düşüncelerinizi fark ettiniz demektir, çünkü beyninizi şimdiki zamana geri getirmiş olursunuz.

------------------------

Çevrenizdeki her şeyi fark edin, çünkü sorularınız gün içinde her an yanıtlanıyor.

-----------------------

.... gayeniz, söylediğiniz şeydir. Göreviniz, kendinize yüklediğiniz misyondur. Hayatınız kendi oluşturduğunuz yaşantıdır.

.... "Keyif almadığın işi yapma!"

.... Neşe, sevgi, özgürlük, mutluluk, kahkaha. Olay budur.

3 Mart 2008 Pazartesi

Kadının Adı Yok

KADININ ADI YOK
Duygu Asena
Milliyet Yayınları (heryerde Doğan Kitapçılık yazmasına rağmen benim kitabımın üzerinde yazan bu napiim)
Şubat 1998-ISBN 975-506-122-3
53.baskı
Kitabın Alındığı Fiyat: Etiket düşmüş :)
Okuduğum Tarih: 27.10.1998
Sayfa Sayısı: 182




Kadının Adı Yok, ilk defa 1987'de yayımlandı ve rekor kırarak bir yıl içinde 40 baskı yaptı. aynı yıl Nokta dergisinin düzenlediği 'Doruktakiler' yarışmasında ve Boğaziçi Üniversitesi'nden 7000 öğrencinin katıldığı en başarılı kitap seçiminde en fazla oyu alarak yılın kitabı seçildi.Ne var ki Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, 1988'in nisan ayında kitabı küçüklere zararlı yayın ilan ederek poşette satılmasına karar verdi. Ancak yazar tarafından açılan dava sonucu, kitap 1991 yılında aklandı. Kadının Adı Yok aynı yıl Hollanda ve Almanya'da bu ülkelerin dillerine çevrilerek yayımlandı ve üst üste birkaç baskı yaptı. Hollanda'da ayrıca ikinci bir yayınevi tarafından cep kitabı olarak da basıldı. 1994'te de Yunanistan'da piyasaya çıkarak best-seller oldu. Duygu Asena bu kitabında, temiz, telaşsız, kıvrak anlatımıyla bir kadının yaşadıklarını, daha doğrusu cinsiyeti kadın olarak belirlenmiş, herkesin üç aşağı beş yukarı tanık olabileceği ortak bir macerayı, bir kadının ağzından anlatıyor.Bu kadın, küçücük bir kızın henüz yaşanmamış doğal meraklarından, aşklar, acılar, sahtekârlıklar, hırslarla dolu bir hayatın bazen hafif, bazen ağır kıpırtılarına kadar, kendi ayakları üzerinde durabilmek için mücadele ediyor.Bu kadın, pürüzsüz bir tenden kırışıklıklara uzanan zaman içinde kendisi için var olabilmeyi hedefliyor. Beceriyor da...Ne pahasına olursa olsun!

Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
Kediler sokakta gördükleri ve hiç tanımadıkları dişi kedilerin etrafını sararlar, bekleye bekleye, sonunda ensesinden yakalayıp.... Sonra başka rastladıkları kediyi, sonra bir başkasını... Erhan'ı düşündüm... Hiç tanımadığı bir dişiyi, ensesinden yakalayıp (mecazi) ....
Kendimi düşündüm, hiç tanımadığım bir erkeğe gidip....
Ve bulamıyorum, aramızda ne fark var ki, ben bunu yapamam, o yapabilir. Ne fark var biz aşk diye tutturmuşuz, onlar sadece sevişmek? Onu gözümün önünde canlandırdım... Bir hayvan gibi...bir hayvan gibi...
-----------------
Hepimizinki gibi, benim de yaşamımın, mutluluğumun anlamı aşk, hepsi gibi onun yaşamının anlamı güç. Ve eksiklikler yaşamımda artacak artacak. Çoğalıp duran acabalar, iç sıkıntıları, yürek çarpıntıları. Ve geçip giden yıllar ve yokluklar, arayışlar, eksiklikler arttığı halde çekip gidememek. Bırakamamak hiçbir şeyi. Belki bir çocuk. Belki, o büyüsün de öyle giderim. Donuk bakışlarla, mutluyum sanarak, hep bir eksiklikle o büyüsün de, öyle diye geçip giden yıllar.
-----------------
Genellikle uçak yolculuğunu yeğliyorum. Güya en rahatı bu, yolcular en azından el atmıyor, uçaktaki adamlar kültürlü, yalnız olan kadına ....... gözüyle bakmıyorlar. Ne gözüyle bakıyorlar peki? Uçakta genellikle iş adamları oluyor. Yanıma mutlaka bunlardan bir tanesi oturuyor. İş konuşarak dostluk kurmaya çalışıyorlar. Akşam beraber olabilir miyiz? Yalnız sıkılırsın bu kentte. Adamların hepsi evli. Onlar da işadamı, özgür, evli. Evlilik onlar için özgürlük kısıtlayıcı bir şey değil. İlişki kurmak istiyorlar, kuruyorlar. Sanki adamlar dayanılmaz, karşı konulmaz, olağanüstü kimseler. Hele paraları varsa. (öyle sanıyor kerizler)
------------------
Bir adam var, tek başına gelmiş. Şakacı, beni güldürüyor. Herkesi güldürüyor. Onun katıldığı gruplarda gülücükler açıyor. O da genel müdürmüş, başarılıymış, bekârmış. Hayret, bu yaşta bekâr adam. Aynı anda gitmeye davranıyoruz.
"Sizi evinize bırakayım, saat geç oldu" diyor. "Teşekkür ederim, arabam var, kendim giderim" diyorum. "Ama çok geç, korkmazmısınız" diyor. "Korkmayın, endişelenmeyin, korkunun sonu yok, ben alışığım" diyorum. Klasik biri ama çok sevimli.
Ertesi gün sekreterim birinin aradığını söylüyor, hiç tanımıyorum, "bağla bakalım kimmiş" diyorum. Dün geceki adammış. Bu gece işim yoksa yemek yermiymişiz, bu da çok ama çok klasik. Ama olsun, çok tatlı bir adamdı. Gülüyorum, "peki" diyorum.
O şık, mumlu, hafif müzikli, deniz kıyısı restoranlarından biri.
....
Kalkıyoruz. "Hangimizin arabasıyla gideceğiz" diyor. "Nereye" diyorum. "Bir kahve içmeye gelmeyecek misin" diyor. Arabama biniyorum, camı açıyorum "kahve önermeseydin belki gelirdim ama midem o kadar dolu ki, kahve içmeye dayanamam şimdi" diyorum. (Sen de mi Aydın Bey, sen de mi, ) Gülüyor, anladı.Zeki adam. "Hadi hoşçakal" deyip, basıyorum gaza. Artık öğrenin, doğal olun. Yalancı, sahtekâr, yapay mahluklar...

19 Şubat 2008 Salı

ODTÜ' den Geliyorum

ODTÜ'DEN GELİYORUM
Volkan Ertit
Orient Yayınları
Nisan 2006-ISBN:975-6124-16-4
3.Baskı
Kitabın Alındığı Fiyat:Etiket Yok(Bana ücretsiz :)
Okuduğum Tarih:Tarih yazmamışım fakat aynı yıl okumuş olmam lazım
Sayfa Sayısı: 232



"50. Kuruluş Yıldönümü’nü kutlayan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin, “öğrenci gözü”nden yazılmış bir kitabı hiç olmuş muydu bilinmez; amma velakin, “ODTÜ’den Geliyorum” bu yolda bir hoş geldiniz makasıdır. Yırtılın! ODTÜ Genç Yazarlar Topluluğu’ndan Volkan Ertit, kelimelerini nakşederken, yalın mı yalın, duru mu duru bir dil kullanıyor. Diyor ki; “Kendine saklarsan, kahraman olamazsın ki!” Kahraman olmakla bir derdi olmayan bir öğrenciden, su gibi akıp giden, gecenize-şarabınıza dost olacak bir kitap ODTÜ’den Geliyorum. Lakin, içinizdeki kahramanı fena halde uyandırabilir; öğrencilik hayatınızdan kareleri gözünüzün önüne getirmekle kalmayıp, sizin de bir iddia sahibi olmanızı körükleyebilir bu kitap. “Deneme” türünde kaleme alınmış olsa dahi, size bir şey iddia etmez ama kendi içinde dinamik sesler, “iç”ten iddialar ve iç sesler barındırır; “orada” olduğunuzu hissedeceksiniz. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin bir “Orta Doğu” okulundan çok bir “Orta Dünya” Teknik Üniversitesi olduğunu içselleştireceksiniz. Öğrencilik koridorlarından geçerken, başka bir öğrencinin zihninde “huzurlu” bir konuk olarak bulacaksınız kendinizi. Bir “öğrenci evi tadında”, kısa kısa, yarım yamalak, düşe kalka, bata çıka hikayeleri buradaki denemeler. Denemeden öğrenemezsiniz oyunun kurallarını. Savruk, aşık, samimi, içten, tutun(a)mayan ve dert sahibi bir kitap ODTÜ’den Geliyorum. Öyle ki, dışarıda da “ODTÜ'lü” olduğu için “yabancı”laşan bir anlatıcısı var. İsyan eden. Haydi öyleyse durma; sıkılmadan dökül, dökül ve oku bir solukta. Yastığının altında, bisikletinin eğerinde, dolabının derinliklerinde, çantanın diplerinde saklasan da bu kitabı; dokusunun ahengi gereği, yağmur yağıyorsa şemsiye olarak kullanmaktan da sakınmayacaksın. İstersen yak ve küllerini yazarına yolla, istersen yırt ve uçak yapıp uçur ODTÜ Devrim Stadyumu’ndan aşağı. Hiçbir hakkı saklı değildir. Kağıdının kokusu kağıt gibidir. Sırf kapağını sevdin diye aldığın kitaplardan olmasın bu kitap. Edebiyat dersi veren bir kitap da değil elindeki; edebiyat derslerine hep acele edip hep geç kalan bir kitap; irkilmene, enerjine, iç sesine ihtiyacı var fena halde:“ O zaman Türkiye kamuoyuna duyrulur; yurdumun namus bekçilerine sesleniyorum! Çıkın mağaralarınızdan! Namusunuzu kirlettiğini düşündüğünüz kim varsa öldürün! Hadi göreyim sizi yurdum delikanlısı! En namuslu, en efendi sizlersiniz. Varsa bir namussuzluk; bu, kadına ait olandır zaten. Tek başına kafeye ya da sinemaya gidince bir kadınımız – durun ben söyleyeyim – muhakkak ki erkek arayan bir orospudur o. - Orospu Musun da Askılı Giyiniyorsun? / ODTÜ'den Geliyorum - s. 184”
Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
(Her bölümü her satırı zevkle okunabilen akıcı bir kitap. Kitabın tüm satırlarının altını çizmek istesemde, burada tüm kitabı veremeyeceğime göre ya şundadır ya bunda diyerek ufak alıntılar yaptım. Şiddetle okumanızı tavsiye ederim :) Hele ki ODTÜ'lüysen, hele ki ODTÜ' de yaşamı biliyorsan sana çok şey hatırlatacak. Yok eğer ODTÜ'lü değilsen ODTÜ'lü olmanın ne demek olduğunu çok olmasada biraz anlayacaksın.)
İki saattir kavga ediyorlar
Adam oldukça kaba
Hakaret ediyor
O erkek çünkü
Karısına "lan" diye hitap ediyor
....O bir adam
O bir erkek
O bir güç sahibi
Kadın görüşmek istemiyorum diyemiyor
Hoşumuza giden yalanları avuç dolusu yutarız da
Acı gerçekleri yudum yudum içeriz demiş Diderot
Acı gerçeğin ne olduğunu bilmek dahi istemiyorlar
-------
Yoksun...
Yokum...
....Senin haricinde hiç kimse beni bu şekilde sevmemişti.
Sadece seninle olan ilişkimde biliyorum karşılıksız sevildiğimi.
....Her geçen gün biraz daha zayıflıyordun.
Sadece sen ve babam biliyordunuz niyesini.
....Senin dinlenmen gerektiği için hastaneye yatırıldığını söylemişti teyzem.
Ben yine anlamamıştım aneyim...
Babam da yoktu yanımda.
Sonra öğrendim.
Gece boyunca o kalmış seninle.
Ev soğuktu aneyim.
Ev sensizdi.
Ben evsiz.
Ben sensiz aneyim.
....Yok yok, gerek yok kimsenin bu gece benimle kalmasına.
Aneyime çok selam söyle ama tamam mı?
Hep öp onu.
Hem söyle ki odamı toparlayabiliyormuşum artık.
Bir de Gülşah ile tanıştığımı söyle ona.
Gülşah kim mi?
Sen bilmezsin.
Benle aney arasında.
Ona da fazla ayrıntı sorma.
Bana sözü var hiçbir şey anlatmayacaktır.
Hoşça kal babam.
...
...
...
Aneyim,
Bir tek senin gözlerinde değerli olurdu çelimsiz bedenim.
Kendimi yitirdikçe sen var ederdin benliğimi.
Hayatın seninle olan bölümünü sonsuzluk sanıyordum.
Senin yaşamını düşsel ahlâkımın kaynağı olarak kabul etmiştim.
Gitme aney...
Yalvarıyorum gitme...
Yalvarıyorum...
--------
Korkuyordu hayattan. Akademisyen olmak istemesinin en büyük nedeni de bu korkusuydu. Hayat ona her göz kırptığında sarsılıyor, daha bir sarılıyordu derslerine. ODTÜ'nün dışında yaşayabilecek şekilde yetişmemişti.
....Çıkmak istemiyordu ODTÜ'den dışarıya. Kuralların kağıtlarda değil direkt insanların beyninde işlediği bir açık hava hapishanesi istemiyordu.
(ODTÜ'lü olmak böyle birşey işte, kuralların insanların beyninde işlediği dışarıdaki açık hava hapishanesine bir türlü ayak uyduramadım bende, onun için hep sıradışı diye isimlendirildim :) )
------
Ve bizler onların büyük teyzeleri ne demişse ona göre davrandık. Toplum ayıplamasın diye kıyafet mağazalarından elbiselerimizi ona göre seçtik. Komşular ayıplamasın diye erkek arkadaşımız sadece okulda bizden silgi isteyen sınıf arkadaşından ibaretti.
Hak,
Hukuk,
Kitap,
Saygı,
Namus...
Hepsi ama hepsi nasıl da endeksliydi bizim haricimizde yaşayan komşuya, öğretmene, amcaya, dayıya, yaşlı teyzelere, orta çağda yaşayan tarikatcılarımıza,...
Birileri bizim namuslu olup olmadığımıza karar veriyordu büyük teyzesinin kuralları ile.
....Karşı komşunun kızının eve kaçta geldiğini dikizleyen çirkin insanlar dedikodu yapmaktan utanmıyordu.
....Yukarıda giydirilmek istenen gömlek dar gelir insana. Bir gecede meclisten geçen yasalar bir gecede geri alınabilirler. Bir günde gerçekleşen devrim başka bir günde bozguna uğratılabilir.
-----
Ne demektir mahkemede ki iyi hali?
Neye göre ceza veriyorsunuz birilerine?
Kimin bakışı daha masumsa o daha mı az ceza alıyor?
"Mahkemedeki iyi hali göz önüne alınarak..."
Şaka yapıyor birileri.
Ablanızı kablo ile boğarak öldürüyorsunuz ve sonra naylon eritiyorsunuz suratında ama mahkemedeki hakim diyor ki:
"Çocuğum ben senin hal ve hareketlerini beğendim, çok cici biriymişsin. Bundan sonra da askılı giyenleri öldürmezsin olur biter. Hem askılı giymek ağır tahrike girer. Hadi güle güle...Hadi ben bıraktım seni. Ne de olsa mahkemede iyi hal gösterdin."
Yok hakimim yok.
Bize demeyin "yasalarda ne yazıyorsa onu uyguladım"

16 Şubat 2008 Cumartesi

Füreya

Füreya

Ayşe Kulin
Remzi Kitabevi
Ocak 2000 ISBN: 975-14-0727-3
46.Basım
Kitabın Alındığında Fiyatı: 8500000 TL
Okuduğum Tarih: 31.12.2001
Sayfa Sayısı: 350



Şakir Paşa ailesinin bir üyesi olan sanatçı Füreya Koral'ın yaşamını konu olan biyografik özellikler taşıyan bir roman.Osmanlı aristokrasisine mensup bir ailenin kızı olarak doğup gerçek bir sanatçıya dönüşen, ilginç yaşamı ve ailesiyle başlı başına bir fenomen olan Füreya'nın yaşamı, arzuları ve aşkları, Ayşe Kulin'in sürükleyici kalemiyle yeniden hayat buluyor.


Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:

(Kitaptaki gözlerimi yaşartan paragraf)
...babasının sesini duydu.
"Füreya, gel misafirlerimize 'hoş geldiniz' de "
"İşte benim küçük kızım Füreya" dedi babası gururla. Çocuk önce ince bıyıklı adamın önüne gidip, reverans yaptı.
"Hoş geldiniz efendim."
"Bon soir, mademoiselle," dedi adam.
"Bu beyefendi Fransızdır, onunla Fransızca konuş" dedi babası.
"Soyez le bienvenu," dedi Füreya. Sonra göbekli yaşlı adama yürüdü.
..."Hoş geldiniz efendim." Ona da reverans yapıp nihayet yüzünü henüz görmediği üçüncü adama döndü çocuk. Aman tanrım! Onlar nasıl gözler öyle. Masmavi, çakmak çakmak bakışlar, Füreya'yı delip yüreğine saplandı sanki. O hiç bu kadar güzel bir erkek görmemişti bugüne kadar. Diğerleri, sarışın Fransız ve göbekli adam bir anda siliniverdi sanki. Odada sadece o vardı. O ve Füreya. Aliye, Aliye, Aliye... Burada olmalıydın... bu gözleri, bu yüzü sen de görmeliydin...
"Siz Fransızca biliyorsunuz demek, küçük hanım?"
"Evet efendim."
"Ne zaman öğrendiniz?"
Onunla annesi hep Fransızca konuştu da. Ana dili gibi, Türkçeyle birlikte öğrendi aslında," dedi babası.
"Annesi Fransız mı?"
"Hayır. Türktür."
"Başka marifetleriniz de var mı, küçük hanım?"
"Keman."
"Keman çalıyorsunuz öyle mi?"
"Evet efendim."
"Kaç yaşındasınız?"
Füreya, 'onsekiz, ondokuz,yirmi,' demek istiyordu.
"Dokuz," dedi
"Okula gidiyor musunuz?"
"Evet."
"Aferin. Keşke her Türk kızı sizin gibi lisan ve müzik bilse. Kim bilir belki bir gün..." dedi, mavi gözlü adam.
"Resim de yapıyorum," dedi Füreya fısıldayarak.
"Kızım, yemeklerimizi yavaş yavaş masaya taşı bakalım."
Füreya, hâlâ o bakışların tesiri altında, dizleri titreye titreye mutfağa döndü.
... Füreya, başı geriye dönük, bakışları mavi gözlü adama dikili yürüyordu koridorda.
... Bir ara, dayanamadı parmaklarının ucuna basa basa koridorda salona doğru yürüdü. Yaptığının çok ayıp olduğunun bilincindeydi ama o mavi gözlü adama bir kere daha bakmak istiyordu.
...Odasına geri gitti ama ne keman çalabildi, ne resim yapabildi Füreya. Yatağına uzandı, o mavi bakışlı adamı düşündü hep. Bir gün evlenecekse, böyle bir kocası olmalıydı. Mavi gözlü. pelerinli. Bir ara içi geçer gibi oldu, uyuyakaldı. Sıçrayarak uyandığında, sokak kapısının önünde vedalaşan misafirlerin sesini duydu.
...Füreya yerinden fırlayıp içeri koşmak, mavi gözlü adamı bir kere daha görmek istiyordu ama, sokak kapısının kapandığını duydu. Koştu, pencerenin önüne dayadığı iskemlenin üzerine çıktı, bu kez camı açıp, aşağı sarktı. Önce pelerinli adamın çıktığını gördü kapıdan.
..."Aferim kızım, bana anneni aratmadın bu akşam," diyordu kafasını kapıdan içeri uzatan babası. Füreya camı kapadı, perdeleri çekti.
"Babacım, kimdi onlar?" diye sordu.
"Seyfettin Bey'i tanımadın mı?"
"Tanıdım. ya öteki? Fransız değil de, öbür mavi gözlü olanı?"
"O benim Harbiye'den sınıf arkadaşımdı. Adı, Mustafa Kemal'dir," dedi babası.
---------
Latife Hanım ve Mustafa Kemal, Hakkiye Hanım'ın İzmir'e taşınmasından kısa bir süre sonra evlenmişlerdi.
Füreya, Atatürk'ün nikâhına çok gitmek istediği halde, Göztepe'deki köşke götürülmedi.
...Emin Paşa ve Hakkiye Hanım, süslenip püslenip evden nikaha gitmek için çıkarken, Füreya ağlamamak için kendini zor tutuyordu.
...Füreya yatmadı, annesiyle babasını bekledi. ...eve döndüklerinde kızlarını pencere önünde, dönüşlerini beklerken bulmuşlardı.
"Haydi, lütfen anlatın. Latife Hanım'ın gelinliği nasıldı?" diye sordu Fireya.
"Gelinlik değil, krem rengi bir elbise giyiyordu. Saçlarına bir tül takmış, eline de uzun saplı bir gül almıştı. Çok sade bir gelindi."
...O, O nasıldı? Yakışıklı mıydı? Pelerini var mıydı?"
Hakkiye Hanım, kızının Mustafa Kemal tutkusundan haberdardı. Güldü.
"Çok yakışıklıydı ve elbette pelerini yoktu. Lacivert kruvaze bir elbise giymişti."
... "Ahhh!" dedi Füreya, "Keşke ben on yaş büyük olsaydım da onunla ben evlenseydim."
"Füreya, abuk subuk konuşma. Bak, sana bir sürpriziğm var. Yarın akşam Paşa ile yeni gelini bizim eve yemeğe davet ettim. Onu yine yakından görebileceksin" dedi annesi.
Füreya sevinçten deliye döndü. Ertesi günü zor etti. Ziyaret saati yaklaştıkça , elbiselerinin birini giyip ötekini çıkarıyordu.
...Yemekten sonra,
...Hakkiye Hanım, Füreya'ya kemanını getirip çalmasını söyledi.
"Ne çalayım?" diye sordu misafirlerine.
"Ne istersek çalabilir misin?" dedi Mustafa Kemal.
"Denerim."
"Bach çalın."
"Hangi konçertosunu?"
"Bu kız beni aşıyor Latif," dedi Mustafa Kemal
Parça bittikten, alkışlandıktan ve her türlü iltifatı dinledikten sonra, odasına gitti, gümüş kakmalı kutusundan hatıra defterini çıkardı. Aşağı indiğinde ufak bir tereddüt geçirdi. Ya reddederse... Ama her şeyi göze alıp yürüdü.
"Defterime benim için bir şeyler yazar mısınız efendim," dedi.
Mustafa Kemal, Füreya'nın uzattığı defterle kalemi aldıve dizlerinin üzerinde, onu çok uzun yıllar etkileyecek olansatırları yazmaya başladı. Yazı,
"Füreya Hanım," diye başlıyordu, "Görüyorum ki siz çok çalışkan bir insansınız. Millet sizden çok şey bekliyor. Siz çalışmalı ve bir şeyler vermelisiniz memlekete."
Füreya, defteri, kutsal bir emanet gibi göğsünün üzerine bastırıp odasına çıktı.

Adı: Aylin

ADI: AYLİN
Ayşe Kulin
Remzi Kitabevi
Temmuz 1997 ISBN: 975-14-0599-8
16.Basım
Kitabın Alındığında Fiyatı: Etiket düşmüş :)
Okuduğum Tarih: 29.08.1999
Sayfa Sayısı: 341

"...Yükseltilmiş sahnede kapağı açık, maun bir tabut duruyordu. Uzun bir sıra oluşturan insanlar, tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp, içlerinden dua ya da vada ederek, tabutun başından ayrılınca, yanan yürekleriyle gelip salondaki koltuklarda yerlerinin alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu düzenin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu. Katafalkın üstünde, dört bir yanı rengarek çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı..."
İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşa'ya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin Devrimel'in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
..."Hayatta gri renkler vardır,"dedi Nilüfer. "Hiçbir şey siyah beyaz değildir. Hele sevgiler hiç değildir."
----------
..., peşinden koştuğu gerçek zenginliğin, dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanların iç âlemlerinde bulunduğunu öğrenecekti.
----------
...Mişel akşamüstleri eve gelip klasik müziğini pkaba koyduğu zaman önceleri bu müzikten zevk alan, en azından zevk alıyormuş gibi gözüken Aylin, kendine bir kadeh şarap doldurup, çekip odasına gidiyor, kapısını da müziği duymamak için sımsıkı kapatıyordu.
...Evde de eskisinden çok daha az konuşmaya başlamışlardı. Başbaşa kaldıkları zaman gergin bir ortam oluşuyordu.
...Mişel yıllardan beri güvendiği, dayandığı, inandığı ve sevdiği tek erkekti.
Ondan asla vazgeçemezdi. Ama sıkılıyordu, SIKILIYORDU. Ruhu kanatlarını takmış, çırpınıp duruyor, bir türlü havalanamıyordu.
..."Ben hayattan değil, tekdüzelikten kaçıyorum, asıl sen bunun farkında değilsin"
... Aylin'in kitabında kötü, ayıp, günah diye kavramlar yoktu. İnsanlar dünyaya, başlarına gelebilecek şeyleri yaşamak için geliyorlardı. Her şey gelebilirdi başlarına. Bu nedenle hoşgörülü olmak şarttı. Ayıplamak, kınamak yanlıştı.

7 Şubat 2008 Perşembe

Denemeler

DENEMELER
Montaigne
Türkçesi: Sabahattin Eyuboğlu
Cem Yayınevi ISBN: 975-406-081-9
30.Basım: Temmuz 1999
Okuduğum Tarih: 16.11.2006
Kitabın Alındığı Fiyatı: Fiyat etiketi düşmüş
Sayfa Sayısı: 375


Sabahattin Eyuboğlu ilk baskısının önsözünde, "Montaigne'den yapılacak her seçme, ister istemez, eksikerim ve keyfi olacaktır... Montaigne'in bahçesinden her geçişte insan çok değişik demetler yapabilir." diyordu. Dördüncü basımının önsözünde ise " bu son baskı için Montaigne'in bahçesinde bir hayli dolaştım yeniden. bir kez daha anladım ki, insan gibi tükenmez bir maden bu Denemeler."
Altını çizdiğim satırlardan bazıları:

....Montaigne, okumayı ve gezmeyi bir aşk haline getirmiş. Gezilerde en çok sevdiği şey, yabancı bir yerde uyandığı sabahlar, yepyeni şeyler göreceğini düşünüp sevindiği an olurmuş. Bildiği yerlere pencereden bakmak bile ona sıkıntı verirmiş. Kitapları da tıpkı gezer gibi okurmuş.
....Kendimi olduğundan az göstermek, alçakgönüllülük değil, budalalıktır. Kendine değerinden az paha biçmek korkaklıktır, pısırıklıktır.
....Kendini olduğundan fazla göstermek de, çoğu kez gururdan değil budalalıktandır.
....Aklımızın istediği şey, iştahımızın da aradığı şey olsun.
....Ancak küçük ruhlar işlerin ağırlığı altında ezilir; onlardan sıyrılmayı, bir yerde durup yeniden başlamayı bilmezler.
....Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar?
....Bre zavallı insan, az mı derdin var ki kendine yeni dertler uyduruyorsun. Az mı kötü haldesin ki, bir de kendi kendini kötülemeye özeniyorsun. Ne diye yeni çirkinlikler yaratmaya çalışıyorsun? İçinde ve dışında zaten o kadar çirkinlikler var ki! o kadar rahatmısın ki rahatının yarısı sana batıyor.
....Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıpta gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz.
....Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak.
....Her işin bütün koşullarını ve sonuçlarını arayıp hesaplayan adam karar vermekte güçlük çeker; orta bir kafa da işleri götürür, en iyi işçiler nasıl iş gördüklerini söylemekten aciz kimselerdir. Buna karşılık, yaptıklarını çok iyi anlatan kimselerin elinden iyi iş çıktığı pek görülmez.
....Solon bir gün demiş ki Krezus'a: "Talih ne kadar güleryüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; Çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir durumdan bambaşka bir duruma geçiverir."
....Vicdan içimize korku saldığı gibi, suçsuzsak rahatlık ve güven verir bize.
....Bütün umudum kendimde. ....Bir başkasına bağlı yaşamak yürekler acısı ve belalı birşeydir. ....kendimiz bile güvenilir değiliz yeterince--asıl iş yürekli olmakta çünkü--
....Kadınları türlü yollardan aldatıp azdırıyoruz, kısacası. durmadan hayallerini coşturuyor, dürtüklüyoruz, sonra da dişiliklerine lanet okuyoruz. Doğrusunu söyleyelim: Biz erkeklerin hemen hepsi kendi günahlarından çok karısının günahlarından gelecek ayıptan korkar; kendi vicdanından çok karısının vicdanı üstüne titrer (Aman ne fedakarlık!) tek karısı ondan daha iffetli kalsın da hırsız olmaya, yemin bozmaya, karısının adam öldürmesine, afaroz edilmesine razıdır herkes...
....Talih insana bütün nimetlerini verse, onları tadabilecek bir ruh gerekir. Bizi mutlu eden, bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varmaktır.
....Ruhda ve bedende rahatlık olmadıkça, döşek rahat olmuş neye yarar? Vücudumuza bir iğne, ruhumuza bir dert girdimi, dünyalar bizim de olsa rahatımız kaçar. Kum sancıları bir başladımı, insan ne kadar devletli, haşmetli de olsa, tacını, tahtını, saraylarını unutmaz mı?
....Zamanlarını en iyi kullananlarda bilgi ve görgü hayatla birlikte olgunlaşabiliyor.
....Herkesin gözü dışardadır; ben gözümü içime çevirir, içime diker, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım: Benim işim gücüm kendimledir. hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadarım.

Mutluluk

Mutluluk
Zülfü Livaneli
Remzi Kitabevi
Kasım 2002 ISBN: 975-14-0900-4
20.Baskı
Kitabın Alındığında Fiyatı:1250000TL (14.04.2003)
Okuduğum Tarih:7 Aralık 2007
Sayfa Sayısı: 343

Günümüz Türkiye'sinin içinden bıçak gibi geçen bu romanda üç kişiyle tanışıyoruz.Van gölü kıyısındaki kasabada, tecavüze uğramış olan on yedi yaşındaki Meryem, evlerinin 'izbe' denilen ambarına kilitlenmiş durumda yazgısını düşünmektedir. İstanbul'un tanınmış profesörlerinden Harvard mezunu ve varlıklı İrfan Kurudal, Boğaz'a bakan evinde yaşamını kökten değiştirme planları yapmaktadır.Cemal ise Gabar dağlarında PKK takibinde, ateş altındadır. Yaşam bu üç kişinin yolunu garip bir raslantıyla birleştirir ve birbirlerinin ruh fırtınalarını daha yakından tanırlar.Mutluluk hem bir dönem romanı; hem kentiyle kasabasıyla, İstanbul'u ve Ege'siyle bugünkü Türkiye'nin tanığı, hem de anlattığı kişilerin psikerimolojik derinliklerine ulaşan bir başyapıt. Meryem'i, İrfan'ı ve Cemal'i hiçbir zaman unutmayacaksınız.
Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
....bir çok arkadaşı gibi göğsüne soktuğu bir naylon alışveriş torbasıyla çıkıyordu operasyona.
....Çünkü bir daha, Abdullahın kopan ayağını helikoptere atmak gibi bir dehşeti yaşamak istemiyordu.
....Niğdeli Abdullah, ....Terhisine üç ay kala ....Ortalığa müthiş bir sessizlik çökmüştü; ta ki müthiş bir patlama yeri göğü inletene ve çevrelerindeki hava yırtılana kadar. Abdullah'ın üstüne bastığı bir mayınla uçmuş olduğunu gördüler. ....Cemal. Abdullahın başını kucağına aldı, şoka girmiş olan çocuk, "Gözüm, gözüm! diye haykırıyordu. "Gözüme bir şey kaçtı! çok acıyor!" feryatları yeri göğü inletiyordu. ....Sol gözü yok olmuş, yerinde kanlı bir oyuk kalmıştı. ....Komutan elindeki telsizle ....çabucak mevkilerini bildirip yardım istedi "Ağır yaralımız var! Helikopter gönderin!" "yalvarıyorum!" dedi komutan "yalvarıyorum bu aslanı alın"....Tam o sırada Cemal, Abdullah'ın bacağına baktı. Bacağın ucunda ayak yoktu; ....parçalanmış olan postal parçalarıyla birlikte ayak, kanlar içinde alışılmadık bir nesne gibi duruyordu.....Bir kaç asker Abdullah'ı Cemal'in kucağından aldı, helikoptere doğru götürdü;....Bu arada Cemal'de Abdullah'ın kopmuş ayağını aldı yerden, henüz sıcak olan bu vücut parçasını helikoptere doğru fırlattı.
....Ama o günden sonra, göğsünde bir naylon torba taşımaya başladı. Bir daha bir arkadaşı mayına basarsa, parçalarını bu torbaya koyacaktı.
UZAKLAR
Can Dündar
İMGE Kitabevi Yayınları, 2002
Okuduğum Tarih:09/04/2003 ve 30/12/2007 de 2 kere
5.Baskı ISBN: 975-533-335-5
Aldığım Fiyat: 6500000TL
Sayfa Sayısı: 197



Ah..! yollara çıkmak lazım şimdi...
Geride tükenmez krizler, nafile rutinler, virane ilişkiler
bırakarak yelkenleri şişirmek lazım...
Doldurup bavula ertelenmiş coşkuları, rüzgârları
sırtlamak, martıların peşine düşüp asfalt bilmez
topraklara koşmak lazım...
Serseri bir şişede imzasız bir mektup olup meçhul
kıyılara vurmak lazım...
Kış bastırdıkça baharın izini sürmek lazım...
Unutulmuş paslı bir hançer gibi çekilmek kınından
ve yollara sürtündükçe yeniden bilenip ışımak lazım...
Ah..! gökten yıldız yağıyordur oralarda;dallar hazdan
kırılıyordur.
Şimdi uzaklarda olmak lazım...
Altını Çizdiğim Satırlardan Bazıları:
Hiç kimsenin isteği dışında çalışmaya zorlanamayacağını

...."Huzur"
....gece, saman yolunun kucağında, ahşap bir teknenin iniltilerini dinleyerek dalınan uykudaydı. Sabah alacasında dağların sınır boyları pembeleşirken uğurlanan yıldızdaydı.
....İçimizdeydi...
....Peşine düştüğümüz huzurun hiç de o kadar uzak, o kadar pahalı olmadığını keşfettik.
....Güzel gözlü, eksikerim dişli çocukların kahkahasında...
....Yalansız bir dost meclisinde...

Ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

....keşfedilecek ülke, insanın kendisidir.

Aslında Özgürsün

Aslında Özgürsün
Duygu Asena
Doğan Kitap
22.baskı/ağustos 2006/ISBN:975-6612-14- 2 Okuduğum Tarih:27/12/2007
Aldığım Fiyat:12 YTL
Sayfa Sayısı: 274

Belgin ve Berna...

İki kadın...

İki hayat...

Ve bir yolculuk...

Bir iç yolculuk...

Belgin ve Berna toplumun ve erkeklerin dayattığı ahlak anlayışına, tabulara karşı çıkıp özgürlüklerini, kimliklerini arıyorlar...

Ve de aşkı...

Evli ve umutsuz bir kadın olan Belgin ile aşka aşık Berna'nın, benliklerini keşfetme serüvenlerinde her kadın kendinden bir şeyler bulacak...

Duygu Asena, bu yeni kitabında, iki kadının ekseninde kadın duygularını, kadın psikolojisini ve sorunlarını her zamanki duyarlı ve sürükleyici üslubuyla aktarıyor. Bizi kadın - erkek ilişkilerini yeniden düşünmeye çağıran Asena, okurlarına gene çok farklı bir pencere açıyor.

Altını Çizdiğim Satırlar:

....Kendimi beğendirmek için onlara sofralar mı hazırlamalıyım?

....Herifler ayı değil ki insan, açık bir kadın görünce saldırmaları gerekmez.

....birine iltifat et canını al. ...Keriz gibi inanıyoruz el âlemin iltifatlarına.

....onlar (erkekler) bir kadın görünce ona kadın gibi bakıyorlar, insan gibi değil.....Biz böyle bakmıyoruz. Biz bir erkek görür görmez, orasına burasına bakıp incelemiyoruz....Ama bu herifler için her kadın sanki potansiyel yatak arkadaşı.

....bu salak erkeklere hiç güvenme, hepsinin eli şeylerindedir ve beyinlerine de oraları hükmeder, ...."Hükmeder de iş eyleme gelince pek bir şeye yaramazlar, ...akıl makıl aradıkları yok, akıllıysan sana sinir oluyorlar hatta...

....Filmi ben seçersem ve adam beğenmezse vicdan azabından geberiyorum. İçimize işlemiş bu duygular, ille de onlar mutlu olacak. :))

....-"Mutlu değil miydin Anneciğim" dedim..." Hep ikinci planda olmayı kabullenmek, hep uyum göstermek, hep karşındakini pohpohlamak ve kendini asla kavga etmemeye, sesini bile yükseltmemeye programlamak mutluluksa mutluydum" dedi.

....O zaman, gideyim yatak odasına diyorum, yorganı üzerinden çekip alayım, kolundan tuttuğum gibi kaldırayım, 'Dinle beni Erkan' diye bağırayım, 'ben rolümü bırakıyorum, bırakıyorum başkası oynasın yada bu karakter bitsin bu oyunda. Hem zaten yönetmen kim? Kim karar verecek buna? Var mı bizim oyunumuzun bir yönetmeni? Bana bu rolü kim biçmiş, söyler misin kim?'

...Yandaki, üstteki, alttaki komşular mı bana bu rolleri biçmişler? Yoksa ilkokuldaki öğretmenim mi? Amcam mı? teyzem mi? halam mı? dayım mı? Sen mi bu rolü biçtin Erkan? Kim? Niçin? nasıl?

Yoksa...Ben mi? Kendim mi?

Orada bir adam var içerde...

Onunla konuşmak istiyorum. Bana saygı duysun, hayran olsun istiyorum. Beni özlesin.....

Onunla el ele yürümek, ....

Şurada bir adam var yanıbaşımda, hepsi bu...Sadece var...

Ben bu rolü istemiyorum.

Rolümü bırakmam için ille de bir şeylerin yıkılması, kırılıp dökülmesi mi gerekiyor? İlle de bir hasar mı olmalı?

Başka sahneler yok mu? Hep aynı saynede aynı rolü mü oynamalıyız?

Bu sahneden çıkmak istiyorum. Seyirciler memnun, bırakmıyorlar. Alkışlar, alkışlar... ve ne kadar başarılısınız. vazgeçin canım, bakın herkes nasıl da size gipta ediyor...

....İstemediğim hiç bir şeyi yapmayacağım.

Ne derler o zaman? Bencil mi? Desinler....Bencil olmamak için yaşam boyu özveride bulunmak, hep kendinden vermek, onlar ne istiyorsa, öyle yaşamak gerekiyorsa...Yo hayır ben bencil olacağım.

'Mutlu son yoktur, çünkü son yoktur'

Kırmızıyı Seçtim Aşk Mavinin Altındaydı


Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı!
Mehmet Y.Yılmaz
2002 İnkılâp Kitabevi
ISBN:975-10-1842-002-34-y-0051-0051

3.Baskı
Okuduğum tarih 21/06/2002
Sayfa Sayısı: 364



"Aşık oluyoruz, çünkü beynimiz var; düşünüyor, hissediyor, tepki veriyor... Aşık olduğumuz şey, karşımızdaki insana beynimizin atfettiği değerlerin tümü. Kimine göre güzellik olabilir bu, kimine göre akıl, kimine göre uyum yeteneği. Ama sonuç olarak, beynimizin yarattığı bir hayale aşık oluyoruz. Aşkın gözünün kör olduğu önermesi bu nedenle doğru. Aşık, beyniyle görüyor çünkü, gözüyle değil. Aşık olan kişi, beyninin görmesini emrettiği şeyi görüyor; normal insan gözünün görebileceğinin çok ötesinde bir görüş alanı bu..."
Altını Çizdiğim Satırlar:
Kadına 'cinsel ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan bir obje' olarak bakan...(ların) ...hayatında sevgiye yer yoktur.
....
Daralan gecede
Boş yere aramak sevinci
Beraberken acı yan
Ayrılınca neden böyle çekici
....
Aşıklar kavuşana kadar birbirlerine özen gösterirler. Yaptıkları bir davranışın, söyledikleri bir sözün nereye gideceğini hesaplarlar. Bu hesaplılık sevilen kişinin yüceltilmesini sağlar, ulaşılmazlığını vurgular. Erişilmezi elde etme isteği, tutkuyu iyice alevlendirir.
Kavuşmayı takip eden birlikte yaşama süreci, aşk yüzünden görülemeyen kusurların da ortaya çıkmasını sağlar. Alışkanlıklar eski özenin gösterilmesini angeller. O güne kadar kusurlarını görmediğiniz, diğrelerinden farklı olduğunu zannettiğiniz insanın aslında 'sıradan bir fani' olduğunu anladığınız anda aşkın bitiş süreci başlar.
....
Şeriat düzeni ile yönetilen ülkelerin hemen tümünde kadınlar ikinci sınıf varlıklar ve erkekler karşısında hiç bir hakları yok.
Bırakın çocukların velayeti ve miras hakkı gibi en temel konularda hak sahibi olmalarını, bazı ülkeler kadınların tek başına otomobil kullanmalarını, yanlarında aileden bir erkek olmadan alışverişe çıkmalarını bile yasaklıyor.
O ülkelerde kadınlar için tek bir özgürlük var: Erkeğin kölesi olmak.
....
Pakistan'da kadınlara yönelik aile içi şiddet suç olmadığı gibi erkekler için bir hak olarak görülüyor. Karılarını öldüren erkekler buna 'haklı' bir gerekçe gösterdikleri zaman (başını açmak istemişti, komşunun oğluyla konuşurken gördüm gibi) ceza almaktan kurtulabiliyorlar. Pakistan bu özelliğiyle kocalara karılarını öldürme hakkı veren belki de tek dünya ülkesi.
....
Buttu'nun açtığı yoldan daha sonra Ziya ül Hak, Benazir Butto, Navaz Şerif ve şimdi de Pervez Müşerref geçti Bu yolculuk Pakistan'da kadınların giderek ikinci sınıf vatandaşlar haline döndükleri, toplumsal yaşamdan tecrit edildikleri bir sürece de işaret ediyor.
....
Elizabeth Stone "Çocuk doğurmaya karar vermek, çok ciddi bir iştir. Bu kalbinizin ebediyen bedeninizin dışında da atacağına karar vermektiré diyor.
....
İstanbul'da bir anne 'bedeni dışında atan kalbi' durunca, hiç düşünmeden kendisini Boğaz Köprüsü'nün boşluğuna bırakıverdi.
'Bedeni dışında atan kalp durunca' bedenindekinin çalışmaya devam etmesinin bir anlamı kalmamıştı.
....
...bir çok erkek...kadınlara yönelik tacizi aslında bir tür 'hak' olarak görebiliyor...Bütün bunlar taciz ortaya çıktıktan sonra erkeğin geliştirdiği bir savunma taktiğinden ibaret. Kaldı ki kadın canı nasıl istiyorsa öyle giyinebilir, öyle gülebilir, öyle yaşayabilir. Bunlar bir başka erkeğe 'taciz hakkı' verdiği görüşü de aslında kadını ikinci sınıf bir yaratık olarak gören maço anlayışın sonucu.
....
'Güzel yada havalı olmak, dikkat çekici giyinmek, gülümsemek, arkadaşça davranmak, birlikte iş yapmak, iş yemeklerine yada seyahatlerine gitmek' şeklinde özetleyebileceğimiz durumlar belli ki bir çok erkek açısından 'kuyruk sallama' olarak nitelenebiliyor.
....
Tacizler çoğu zaman yaşını başını almış, mevki sahibi insanlar arasından çıkıyor. Bir yandan işyerindeki hiyerarşik konumun verdiği üstünlük, öte yandan 'geçip giden hayatın farkına varmak' şeklinde özetleyebileceğimiz bir ruh durumu buna yol açan.